Spoiler'ın Türkçesi nedir? Yoksa bu da İngilizce bilmeyen birinin anlayabileceği kadar klişeleşmiş, Türkçe'ye çevirdiğimizde kulağa çok da komik gelecek kelimelerden mi? Neyse, konumuz bu değil. 3. sezonu izlemeyen arkadaşlara ayıp olmasın neticede, biz spolier var diyelim de.Hakkında bir dönem çok da kötü konuştuğum sevgili dizimiz Lost'da 3. sezonu da geride bıraktık. Kötü konuştum çünkü beklentilerimizi çok yükseltmişti, tempoyu düşürünce ikiyüzlülük yaptık. Neyse ki, sonradan aman toparladı dedim, sezon bitti. Neyse ki güzel bitti. Başından beri tanık oluyoruz ya ne zorluklar çektiklerine taraf tutuyoruz bu yüzden Lost'u seyrederken. Jackçi misin Sawyercı mı muhabbetlerini geride bırakırken, diğerlerine gıcık oluyoruz ve Jack Ben'i dövsün diye bakıyoruz, dövünce seviniyoruz, Charlie yüzünden gözümüz yaşarıyor. Çok başarılı bulduğum dizi, yine çok başarılı bitirdi sezonu, izleyicinin hevesi kursağında kalmadı. Düşen ilgiyi her seferinde yükseltmeyi başaran yaratıcı ekip daha ne kadar kasabilecek merak ediyorum. Lost un bıraktığı boşluğu Buffy ile biraz olsun doldurmayı düşünüyorum, çıtır çerez olarak biraz da nostalji yapmak adına, Heroes desen pek işim olmaz, bu başka bir konu.








Ben buna kısaca "limonu salata ve çorbaya çekirdek kaçırmadan sıkma aparatı" diyorum, çok da işe yarıyor. Vapurda değişik değişik adamlar ortaya çıkıp, ilk görüşte ne işe yaradığını anlamadığımız türlü türlü araç gereçleri ceplerinden çıkarıp, insanlar meraklı bakışlarla bakarken de diğer cebinden yardımcı malzemeleri çıkarırlar da, orda bi çırpıda gösterisini yapar ya, işte o adamlardan aldık biz bunu Karşıyaka-Alsancak vapurunda. Bunun sayesinde şişede satılan limon hissi uyandırmayan limon sularından kurtuldum. Çünkü ben limonu kesip sıkacakta sıkmaya üşenen bir insanım, itiraf ediyorum. Neyse, bu vapurda araç gereç satan adamları da seviyorum ben, Ankara'da yok ya ondan herhalde, denizi olan şehirlere özgü birşey, bizim sahip olamadığımız. 



