Tatilimizin son günlerini de kalabalık ve gürültülü fakat bir o kadar da güzel olan Bodrum'da geçirdikten ve kendimizi ülkemizde hayli yabancı hissettikten sonra ayın ikinci düğün aktivitesi olan Deniz ve Esin'in düğününe katılmak üzere Denizli'ye doğru yola çıktık. Öncelikle Bodrum'dan bahsetmem gerekirse önceki yıllarda tanık olduğumun aksine sokaklar, kumsallar oldukça boştu, seçim dolayısıyla insanların tatillerini erteledikleri ortadaydı fakat turist sayısı da oldukça azdı, Bodrum esnafı için üzücü fakat biz Türk tatilciler için de bir o kadar sevindiriciydi. Neyse, biz gezebildiğimizce gezip, yedik, içtik, yüzdük. Küçük bir not, Bodrum'da rock bar sayısı 5 e çıkmış, Mavi buna rağmen hala pahalı girişe 20ytl istedi, oha dedik. Neyse, düğün için yola çıkarken içimiz buruktu tabii, tatilin ardından kim güle oynaya ayrılır ki sayfiyeden; Deniz'in hepimize yaptığı kıyak sayesinde bu burukluğu çabuk atlattık, tatilin sonunda cilası oldu Pamukkale'de kalmamız, havuz sefamız. Ben havuza giremedim tabii, ama bikinimle kenarda oturup ayaklarımı sokmayı ihmal etmedim. Akşam düğünde eğlencemizi yaptıktan, yeni evlilere bol bol mutluluk diledikten sonra kendimizi yine havuz başında bira içerken bulduk, ben yine içmedim tabii (seneye hepsinin acısını çıkartacağım, bütün tatil zurna gibi gezeceğim..). Ertesi gün travertenlere çıktık, aman ne güzelmiş görülmeye değer pamuk pamuk bembeyaz, antik kenti gezdik daha sonra. Sıcak başımıza geçmek üzereydi ki Ankara'ya doğru yola çıktık. Tıkınmadan olur mu, o kadar gezmişiz, Denizli çıkışında Atmaca Restoran'da tavsiye üzerine kuzu tandırlarımızı yedik, hamile olmanın avantajıyla köy yufkalarını da paket yaptırdım, ooohhh. Düştük yola yeniden, Sivrihisar'da da ballı gözlememizi yiyince Ankara yolu kısaldı da kısaldı, ben daraldım da daraldım. Döndük geldik işte kürkçü dükkanına, artık ailemizin yeni cadısı için hazırlıklar yapma zamanıdır.
31 Temmuz 2007 Salı
Geri Dönüş
23 Temmuz 2007 Pazartesi
Yazlıkçı Notlarım
Bu sene tatilin bir parçasını yazlık tatili yaptık ya, hem de uzun bir süredir yapamadığım şekliyle....hemen eklemelerimi yapayım.
- Annem hem beni hem bebeği beslemek adına sürekli yedirip içirdi, eee bu yeme içmelerin başında mangal gelince hiç de hayır demedim, önüme konan herşeyi afiyetle yedim.
- Bu mangal işini bıkmadan sıkılmadan üstlenen kayınbirader-damat ikilisine de teşekkürlerimizi borç biliriz.
- Cunda'ya gittik, Şeytan Sofrası'na, Sarımsaklı'ya gittik, gezdik.
- Geceleri kumsalda herkes bira keyfi yaptı ben soda içtim. Bir Ayvalık şarabı bile içemedim, şaraba aşeriyorum dedim ama kimse yemedi.
- Teyzecim ve eniştecim sürpriz yapıp beni ve şiş göbeğimi görmeye geldiler; çok sevindik hep beraber, ve bunu gece okey oynayarak kutladık :)
- Ayvalık tostu yediiiimmmm, hem de gerçeğindeeeeennnn.
- Eski dostlarla aynı zamana denk geldi tatiller 15 sene sonra. Tadını çıkardık.
Üfff ne güzeldi yahuu.
Deniz, Güneş, Kum, Koca Göbeğim...
8 Temmuz 2007 Pazar
Kaybeden Hepsini Alır - Graham Greene
Graham Greene'yi Ayışınlığı Serinliği romanıyla tanımıştım. Bu roman, içindeki karakterleriyle en sevdiklerim arasındaki yerini kaybetmemiştir. Hal böyle olunca yeni bir Greene çevirisini de hemen edindim. Kaybeden Hepsini Alır'da evlenmek üzere olan baş karakter Bertram muhasebeci olarak çalıştığı firmanın sahibinden bir teklif alır, teklif, nikahlarının masrafları da patrona ait olmak üzere Monte Carlo'da yapılmasıdır; bunun üzerine Bertram ve nişanlısı Monte Carlo'ya giderler ve patronunun kendisini unutması sonucunda tatili karşılayabilmek için kumar oynamaya başlar, kendince bir şifreleme sistemi geliştirir, kendini rulet masasından kaldıramaz ve hayli de para kazanır, fakat bunun yanında nişanlısını ve değer verdiği birtakım erdemlerini kaybettiğini farkeder. Bu oldukça sıradan konunun altında işlenmesini beklediğim kaybetme olgusuna dair bilindik görüşlerden öteye gidememiş Greene. Bu yüzden biraz hayalkırıklığına uğradım diyebilirim. Çok klasik bir Hollywood filmine senaryo oluşturabilecek bir çalışma olmuş sanki. Tavsiye etmiyorum. Bu arada küçük bir eleştirim olacak, Radikal Kitap ekinde yazan eleştirmenlerin romanları okumadan yazdıklarını düşünmeye başlayacağım neredeyse; fikirlerimiz, beğenilerimiz uyuşmadı herhalde demiştim ama kaç roman oldu bir türlü aynı fikirde olamadık, onu da tavsiye etmiyorum artık, ve kendilerini takip etmeyi de bırakıyorum.Everest Yayınları, 1. Baskı 2007, 113 sayfa
Kaydol:
Yorumlar (Atom)