22 Temmuz 2011 Cuma

"Türk" anneler...

“Türk anneler neden böyle çocuklarına çok karışıyor, yabancı anneler ne kadar rahatlar…” diye başlayıp Türk annelerin çocuklarına zorla yemek yedirmeleri, düştüklerinde hemen koşup kaldırmaları üzerine yerli yersiz birçok nutuk dinledim, kimileri anne babaydı, kimileri bekardı, bazıları erkek bazıları kadındı. Türk kadınlarının kadınlıklarını yabancı kadınlarla da karşılaştırırlar ya, büyük genellemeler yaparak. Türk kadınları kocalarını-sevgililerini sıkıştırır, bunaltır, sürekli konuşur vs vs. Ahh şu yabancı kadınlar ne kadar rahat sevgililer, ne kadar rahat eşler ve ne kadar rahat anneler….ve sadece bu nedenlerle ne mükemmeller…

Üzerine çok kelime paralayabileceğim bir konu, toparlayamıyorum bile.

Ben işin yabancı anneler kısmına takılıyorum bazen, birileri ortaya böyle bir şeyler atınca….annelik üzerine ahkam kesecek kadar süper bir anne değilim hatta bazen kötü bir anne olduğumu bile düşünüyorum, tüm “Türk” anneler gibi üzerime giymek zorunda kaldığım çeşit çeşit kimliği bir öyle bir böyle idare etmeye çalışırken annelik arada kaynayabiliyor sıklıkla. Ama yabancı uyruklu annelerle yapılan herhangi bir karşılaştırmanın ve bu karşılaştırmada mağlubiyete uğrayan tarafın Türk anneler olmasının da karşısındayım. Böyle bir karşılaştırmayı yapanlar çocuklarımızı eksik buluyorsa bunun nedeni anneleri değil aslında bu karşılaştırmayı yapanların kendileridir. Onlara sormak isterim, bir otobüs/uçak/tren/gemi vs yolculuğunda annesinin kucağında ağlayan çocuğa tahammül edebilir misiniz….. edebilseydiniz o çocuğun “Türk” annesi çocuğunu sürekli susması için uyarmak zorunda kalmazdı; bir alışveriş merkezinde kendini yerden yere atan çocuğa müdahelede bulunmayan bir çocuğun annesine ayıplamadan bakabilir misiniz… bakabilseydiniz o çocuğun “Türk” annesi çocuk üzerindeki tüm etkisini, kaybedip siz rahatsız oluyorsunuz diye çocuğunu kucağına alıp susturmaya çalışmazdı…. bir restoranda önündeki yemeği yememek için ağlayan bir çocuğa tebessümle bakabilir misiniz….bakabiliyor olsaydınız o çocuğun “Türk” annesi çocuğunu susturup kendisi yedirmeye çalışmazdı… çocuğunu evde bakıcıya bırakıp spora giden bir Türk anneye “aferin” diyebilir miydiniz…. diyebilseydiniz “Türk” annesi kendisini her bir haltta suçlu hissetmezdi. Örnekler uzar gider. Türk anneler her zaman çocukları etrafı rahatsız etmesin diye uğraşırlar, çünkü Türk olan etraf çoğunlukla tahammülsüzdür. Bu yüzden Türk anneler yabancı annelerden daha koşturmalı, daha stresli kadınlardır.

Ben kızımı çamurla oynarken, bir şeyleri karıştırırken, tehlikeli bir işi kurcalarken (tehlike boyutunu göz önünde bulundurarak tabii ki), rahat bırakıyorum kendi çapımda, keşfetsin falan diye; ya da kötü bir söz söylediğinde, saçma hareketler içinde bulunduğunda “ayıp”, “yapma” falan diye uyarmıyorum, uyarınca olayın inat boyutuna taşınmasından, kötü olan söze daha fazla dikkatini vermesinden tırsıyorum. Alışveriş merkezlerinde, parkta, bahçede, çarşıda bir şeyi ağlayarak isterse serbest bırakıyorum, ister ağlasın ister kendini yerlere atsın, insanların bakışlarına dayanmak zor oluyor ama bunu uzun süredir yapıyorum. Şimdilerde yemek yeme konusunda eğitiyorum kendimi, “aman beslenemeyecek” kaygılarımdan sıyrılıp tabağını önüne koyuyorum yerse yiyor, yemezse aç kalıyor. Ama bütün bunları yaparken toplumu göz ardı edebilmek o kadar zor ki, bazı insanların “anneye bak, çocuğuna bak” bakışlarına dayanmak.

Istanbul’dan Adana’ya dönüş yolundayız. Deniz koridorda otuyor ben ortada, çocuk hali bu ya uçağa bindiği için nasıl heyecanlı nasıl heyecanlı. Sürekli yüksek sesle konuşuyor heyecanlı heyecanlı. Uçak kalktıktan sonra geçecek biliyorum, bu tür durumlarda çocuklara karışmaz, heyecanını yaşamasına izin verirseniz, bir süre sonra bitiyor, o heyecan yaşanıp atıldığı için ortalık huzur buluyor deneyimle sabittir, “yapma” “etme” “sessiz” desem heyecanı kat be kat artıp bütün yolculuk boyunca sürecek. Sesimi çıkarmıyorum ama insanların bakışlarından rahatsız oluyorum, fakat dayanıyorum. Kızım 4 yaşında, koltuğa oturduğunda ayaklarını ne tam olarak sarkıtabilecek ne de toplayıp oturabilecek boyda, dizlerin bükülmeden uzatıldığı bir boyda. Uçak heyecanını yaşarken ayakları ön koltuğun alt kısmına çarpıyor, ön koltukta oturan 20 lerindeki delikanlı şöyle bir dönüp bakıyor. İlk vurmada böyle dönüp uyuz uyuz baktığına göre şirret bir insan belli. “Anneciğim, bak ön koltuktaki amca rahatsız olabilir ayaklarına dikkat et olur mu, çarpmasın diyorum”. Ayaklar birkaç kez daha vuruyor, oğlan her seferinde daha da uyuz olmuş bir şekilde bakıyor. Bu arada kızım keşifte, ön koltuğa asılı sehpayı açıp kapatıyor, ben sabırlardayım birkaç kez kapatıp açacak, keşif tamamlandığında bir daha açmayacak biliyorum. Yine de üzerimde oluşan sosyal baskı ile arada bir istemeden “yapma kızım, etme kızım” diyorum. Derken oğlan dönüyor ve “Hanımefendi…çocuk..” demesiyle ben “beyefendi uyarıyorum siz de duyuyorsunuz ne yapayım elini kolunu mu bantlayayım, siz de biraz anlayışlı olun” deyip adamın söyleyeceğini de ağzına takıverdim. Oğlan “anasına bak amma da şirret” diye düşünmüş olacak ki tıpış tıpış önüne döndü. Sonrasında kızımın keşifleri bitti, yolculuğumuz huzura erdi.

Şimdiii, Türk anneler neden çocuklarını sıkıştırıyor diye düşünenler kendinize bakın lütfen. Siz annelerini rahat bırakırsanız onlar da çocuklarını elbet rahat bırakırlar. Bu arada hep “anne” olarak bahsettiğim kişiler “baba”lar da olabilir, kendi cinsiyetimden hareketle yazdım bunları sadece. Yoksa babalar da aynı baskının hedefleri tabii. Türk anneler derken de herhangi bir ayrımcılık yapmak istemiyorum tabii ki, ağız alışkanlığı üzere denir ya hep “biz Türkler…”.

2 yorum:

Hande dedi ki...

Çok doğru bir tesbit, özellikle Türk insanın her konuda sabırsız olması sanırım genetik bir problem..:)

Chaga The Snowbird dedi ki...

bir de utnmadan atasözümüz olmuş sabrın sonu selamet diye ama bir türlü sabredemiyoruz malesef

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...