8 Eylül 2010 Çarşamba

U2 360° Tour Istanbul'daydım...

Hiç abartmadan olduğu gibi yazacağım, kıskanmaca çekememece yok, tamam mı okur kişisi...  Geçen sene Kasım'da biletlerini aldığım bu konsere allem ettim kallem ettim, gittim. Bir sürü U2 konseri seyrettim DVD den, biliyorum ki bir konserden öte müthiş bir show bekleyecek bizi, kaçırmamalıyım. Allem kallem durumuna özellikle değinmek arzusundayım. Konser pazartesi gecesiydi, pazartesi iş günüydü, ramazandı, stadyuma erken gitmek gerekiyordu. Çarşamba bayram arefesiydi, bizim şirkette bayram tatilini birleştirmeye uyuz olunurdu, dolayısıyla Salı işe gitmek zorunluluğu vardı. Koca izin alamıyordu. Ben bu konsere nasıl gideceğim nasıl gideceğim derken, pazartesi tam gün izni tereyağından kıl çeker gibi aldım. Kocayla prensip anlaşması yaptım, biletini kardeşime hediye ettim. Gidiş dönüş uçak biletimi abuk saatler seçerek süper ucuza getirdim. Çok yoruldum, çok bittim, çok üşüdüm, konser sonrası serum yiyecek derecede grip oldum ama yine olsun yine giderim.

Günler öncesinden konserle ilgili sürekli haberler çıkmaya başladı. Ben hemen facebookdaki U2 360° Tour Istanbul grubuna üye oldum gelişmeleri anbean takip etmek istiyordum. Sahnenin (The Claw) kurulmaya başladığının duyurulması ve her gün fotograflarının yayınlanması heyecanı arttırıyordu. Tabii ki de sahnenin nasıl bir görüntüsü olduğunu konser afişlerinden falan biliyordum ama bu "oha" dedirten sahnenin Istanbul'da kuruluyor olması ayrı heyecanlandırıyordu. Sahnenin kurulma anlarını fotoğraflardan takip ederken stadyumdaki yerimizi düşünüp hayıflanmaya başladım, "allaaaah, biz sahneye çok uzağız".Bu endişenin ne derece yersiz ve saçma olduğunu stadyuma girene kadar anlamayacaktım tabii.Sahne kuruldu, Bono henüz Tukiye'ye gelmeden seyircilerine gaz verici selamlar göndermeye başladı, gazeteler, TV ler bas bas U2 Istanbul'a geliyor diye bağırınırken, vay Bono şunu dedi, vay Bono bize küfretti polemikleri boy gösterdi. Pek severiz zaten ülkemize gelen müzisyenler, sanatçılar bize şöyle bok attı böyle bok attı diye ortalığı velveleye vermeyi. Toplum olarak  hem sosyal hem de bireysel yaşantımızda hep negatifliklere odaklanmak bir alışkanlık olmuş bizim için. Kim ne derse desin bu konsere gidiyorum ve bunun için de çok mutluyum.

Derken U2 Cuma gecesi geldi Istanbul'a. U2 hayranları (tabii ki de Istanbul'da ikamet edenler) havalimanı önünde karşıladılar, imzalarını aldılar, sarıldılar, öptüler. Ben Ankara'da kıskançlığımdan çatladım.

Pazar gittim Istanbul'a. Nasıl bir heyecan nasıl bir heyecan, önüme gelene "biliyor musun U2 konserine gidiyorum ben" demek istiyorum falan, o derece. Istanbul'da sokaklarda hep U2 konser afişleri, sokak lambalarında koca koca "U2 Istanbul'da" pankartları asılı, bunları gördükçe gaza geldim tabii. 13.00 de yapılması planlanan boğaz köprüsü yürüyüşüne uzaktan da olsa bakabilmek adına oralardan geçtik ama bir gün önce günlük güneşlik olan Istanbul havası bana inat şakır şakır yağmurlu ve soğuktu. Baktık hiç hareket yok, bir de kaldıkları Çırağan otelinin önünden geçelim dedik, malum hayranlar sürekli otelin önünde toplanıyorlar, ama orada da kimse yoktu. Şansımıza küstük. Boğaz köprüsünde yağmur dinince akşamüstüne doğru yürüdüler, kaçırdık tabii. Zaten bir sürü siyasiyle yapılan yürüyüş amacından sapıp kara çarşaf partisinin referandum gösterisine dönünce gitmemek hayırlı olmuş dedik, zavallım Bono köprünün güzelliğine doyamadan ve bir kıtadan diğerine yürüyerek geçmenin kendisinde yarattığı hislerin tadına varamadan siyasetçilerin kuklası durumuna düştü, zaten çekilen fotoğrafların çoğunda da "anam noluyo ya bu ne, bunlar kim" yüz ifadesi hakimdi kendisinde.

Pazartesi gelip çatınca, marul gibi kat kat giyinip yollara düştüm, bu Atatürk Olimpiyat Stadyumu denen yerin hiçliğin ortasında inşa edilmiş, dünyanın bu kadar çok rüzgar alan tek olimpiyat stadyumu olma ünvanını elinde tuttuğu konusunda uyardı arkadaşlar sağolsunlar. Istanbullu arkadaşlarla buluştuk. Stadyum hiçliğin ortasında dedik ya, doğru dürüst yolu da yokmuş meğersem, tüm gazeteler, web grupları "bas bas bağırıyor erken gidin, toplu taşıma kullanın" diye. Biz de dinledik tabii. 15.30 gibi yollara düştük. Beşiktaş'tan metrobüs ile Yenibosna'ya gittik. Yenibosna'dan U2 konseri için belediye otobüs kaldırıyormuş, onlara bineceğiz. Yenibosna'da indik, nerden kalkar bu otobüsler belli değil, tamam IBB ne iyi etmiş otobüs koymuşsun da, bir de o hengamede insanlar yolunu bulsun diye bir tabela, ok mok birşey koy di mi, yok. Bu otobüsler nerede diye soran eblek yüz ifadeli insan grupları, "konsere mi?" diye sorarak, toplu halde hareket ediyorlar falan. Biz de öyle birkaç kader arkadaşıyla geçtik karşıya. Otobüsün kapısından sarkıp "konseeerrreee giderr, konserrrre giderrr" diye acı acı bağıran muavini duyunca atlayıverdik tıka basa dolu otobüse (Türkiye gerçeği no.1). Bir gıdım adım atacak yer olmayan otobüste muavin başladı halk otobüsü uygulamasına, "6 tl bilet ücretlerini alalım" , millet "oha" oldu tabii, cazgır Istanbul halkı muavini tefe koydu ama muavin de cazgırdı yemedi, "dönüşte vermeyeceksiniz gardeşim, binip geleceksiniz işteaa" diye cevabı yapıştırıverdi (Türkiye gerçeği no.2). Erken yola düşmüş olmamızın tek avantajı çok fazla trafiğe takılmamamızı sağladı ama, sadece İkitelli'de acaip bir sıkışıklık yaşadık. Yaklaşık 35 dakika sonra stadyumdaydık. Otobüslerden inince keyfimiz yerine geldi, konser enerjisi her yerdeydi. Herkes hoplaya zıplaya girişe doğru gidiyordu. Biz de nasıl ağzımız kulaklarımızda yürüyoruz, durup durup birbirimize sarılıyoruz, öyle bir salak teenage hallerinde mutluluk sarhoşuyuz. Stadyum uzaktan tamamıyla görüş alanımıza girince, "The Claw"ın oradan bile görünüyor olması bizi şoke etti, bir süre öyle kaldık. Hemen stadyum önünde fotograflarımızı çektirdik. Ve işte hazırız, kalabalığa, TV kameralarına doğru gidiyoruz.

Stadyuma gelince, ben böyle çirkin çevre düzenlemesi görmedim, hatta çevre düzenlemesi yoktu zaten. Güzel güzel koca olimpiyat stadı yapmışsın, etrafa az ağaç dik, çimen ek, güzel ışıklarla süsle di mi, yok, heryer toz toprak içinde, otoparkın bir kısmına çevre düzenlemesi yapılmış, bir kısmı böyle kel toful duruyor, stadın etrafında asfalt bile yok, tali yol modunda. İğrenç yani, tek kelimeyle iğrenç.

Neyse biz mutluluk sarhoşluğumuzu alkolle desteklemek için bira arayışına girdik. Değil bira, ne su alacak, ne mendil alacak bir büfe var. Nerede bu organizatörler kardeşim derken. Çantasına biraları doldurmuş işporta bira, su ve çakma U2 tour tişörtü satıcıları kaçak kaçak satış yapıyor, bıyıklı göbekli kıllı kıro amcalar ve ellerinde U2 tour tişörtleri, bir de tur ambleminin altına yıldız koymuşlar, ülkücü U2 tur tişörtü konsepti olmuş (Türkiye Gerçeği no.3). 5 tl den aldık biralarımızı, kuzey giriş kapısında asılı koca stadyum tabelasından sandıkki o kapıdan gireceğiz, sonra bir sıra gördük orada, ee herhalde bu sıraya gireceğiz dedik, sorduk öndekilere, "bilmiyoruz ki kimse birşey demiyor, buradan giriliyor herhalde" dediler, biz de aynını arkamızdan gelenlere söyledik, onlar öbürlerine söyledi vsvs. Biz böyle 1 saat sırada durduk sohbet muhabbet içtik falan derken sıra kısaldı kısaldı kapıya yaklaştı. Demezler mi "burası saha içinin girişi, tribünler şu tarafa" diye. Kızmak istesen etrafta kızacak görevli de yok, zaten mutluluk sarhoşuyuz kızmak da gelmiyor içimizden, burası Türkiye diyip gittik güzel güzel kapımıza. Tribün girişi rahatmış meğersem, biletini okutup elini kolunu sallaya sallaya giriyorsun. Bu arada günlerdir yapılan duyurularda, stadyum etrafında bir sürü standlar olacağı, bir nevi festival alanı yaratıldığı falan yazıyordu, yalan. 2 sandviç köfte büfesi, bir de bira büfesi koymuşlar 3 tribün başına, festival alanı oymuş. Efes her konserde, her festivalde yaptığı üzere karton bardakta içirtti birayı, hem de 10 tl ye, oha. O kadar konsere geldik tur tişörtü alıp da giymezsem olmaz. Eeee nerede satılıyor tişörtler. Her yerde mavi U2 tişörtlü prezantıbıl diye tabir ettiğimiz tipten delikanlılar ve genç kızlar yer göstermeye çalışıyorlar, sorulara cevap veriyorlar. Gittik sorduk tur tişörtünü nereden alacağımızı. (şimdi Türkiye gerçeği no.4 sahne alıyor) Bilmiyorlarmış, kardeşim seni niye koydular oraya, etrafa caka satasın diye mi. Güvenlikçilere sorun diyorlar. Heryer güvenlikçi, tribün aşağısında duran güvenlikçiye soruyoruz, sahaya doğru olanlara, bilmiyorlar, yukarı giriş kapısına sorun diyorlar, tribünlerdeki 100 merdiveni çıkıyoruz, kapıya gidiyoruz, bilmiyorlar ve diyorlar ki "dışarda satıyorlar", Türk sabrı içimizde, "onlar çakma" diyoruz, "zaten çıkamazsınız ki, biletlerinizin barkodu okutuldu, gişeden geçtiniz". Şef kılıklı bir adam saha içinde satılıyor onlar diyor, "gidin siz aşağıdaki güvenlikçilere alıp gelirsiniz". 100 merdiveni iniyoruz. Ve bizi saha içine almıyorlar, dayanamıyor kavga çıkarıyoruz, sonra kös kös yerimize dönüyoruz. Koskoca stadyumda tişört sadece saha içinde satılıyor, oha. Biz tişörtsüz kalıyoruz....Organizasyona lanet ediyoruz.

Şimdi burada az başa sarıp gişelerden geçtiğimiz ana geri dönmek istiyorum. Gişelerden geçip de, karşımızda dev gibi "The Claw" u görünce şöyle bir apışıp kaldık. Büyük bir sahne falan diyorlardı ama biz karşımızda dev bir uzay gemisi bulduk. Zaten manzara çok komikti, her giren öyle bir apışıp kalıyordu. Yol boyunca "yap şu konseri İnönü'de bok mu var" diye hayıflanan arkadaşımız sahneyi görünce mel mel bakıp "hööööö bu zaten sığmazmışki oraya" deyip olayı özetledi. Sahne arkamızda, ağzımız kulaklarımızda "biz U2 konserine gittik vallaha" temalı fotoğraflarımızı çektirdik, teknoloji sağolsun hemen netten profillerimize koyup gidemeyenleri uyuz ettik. Bu dev sahneyle ilgili bilgiler şöyle: genişlik 78 metre, yükseklik 50 metre, ağırlık 180 ton, kapladığı alan 2200 metrekare, üzerinde bir milyon parçadan oluşmuş beş yüz bin piksel kapasiteli silindir ekran ve sahnenin her ayağında 72 adet bağımsız “subwoofer” varmış. Bu sahneden üç tane varmış. U2’nun konser vereceği stad ve sonraki iki şehirde aynı anda kuruluyormuş sahneler. Stadyumun dışında bekleyen bir sürü tır vardı, meğer 150 tır bütün bu araç gereci taşıyormuş. Sahne montajında 400 kişi çalışıyormuş. Tabiri caizse bir U2 şirketi var ortada. Sahne tasarımı bütün stadyumun olan biteni seyredebilmesi için yuvarlak yapılmış. Sonradan anladık ki, her açıdan olan bitene hakim kılıyor sahne seyirciyi, tamamen keyif aldırmaya yönelik tasarlanmış. İlk bakışta bu sahne bize nasıl bir görsel show sunacak kesinlikle anlaşılmıyor, 4 ayaklı dev gibi birşey var, ayakların tepelerinde yuvarlak baloncuk gibi şeyler var, tepesinde antene benzeyen metal bir çubuk var sonuçta. Bir de müzik aletlerinin olduğu orta sahnenin dışında, Bono'nun yürüdüğü dansettiği bir daire var, bu daire ile orta sahne arasında da red zone var zaten (bu format bütün U2 sahnelerinde var), bu daire ile orta sahne arasına oynar köprüler koymuşlar, elemanlar bu köprülerin üzerinde hareket edebiliyorlar, tasvir yeterli oldu mu bilmem artık.

İlk önce Snow Patrol grubu çıktı sahneye. Silindir ekran ön grupla birlikte çalıştı. Gerçekten de her yerden gayet net bir şekilde görünüyordu. Fakat tabii sahneyi tümden çalıştırmadılar U2 beklediler. Ben daha önce hiç dinlememiştim grubu, ama çok ünlü olmasalar da hatırı sayılır bir hayran kitlesi varmış. Gayet güzel eğlendirdiler, biz daha ön grupta coştuk zaten eğlenmeye programlanmış tipler olarak. Snow Patrol solisti acaip şekerdi, Türkiye konseri U2 nun ön grubu olarak çıktıkları son konsermiş, o yüzden kırmızı gömlek üzerine beyaz kravat taktığını söyledi, son şarkılarında U2 nun ekibine teşekkür edip tüm ekibi sahneye çağırdılar, hep beraber şarkıyı söylediler, güzel duygusal bir an oldu. Biz de baktık böyle adamlardaki şansa bak U2 ekibinde çalışıyorlar, ne işler meslekler var diyip kendi kendimize uyuz olup kıskandık.

Bu arada hava iyicene soğudu, rüzgar iliklerimize işledi derken bir de üstüne yağmur başlamaz mı. Tişörtle girdiğimiz stadyumda üstümüze 2 kat montumuzu giydik, yine ıslandık, yine üşüdük, ama tabii pek umrumuzda değildi, tek korkumuz yağmurun dinmeyip konserin tadının çıkmaması ve hatta iptal falan edilmesiydi. Bu arada saat 21.00 olmuştu ve stad hala dolmamıştı, allah dedik biletler satılmadı mı, buncacık kişi mi olacağız derken yavaş yavaş doldu bütün tribünler ve sahaiçi. Meğer trafik felç olmuş dandik stadyum yolunda. 21.00 de çıkacakları söyleniyordu fakat çıkmadılar, stadın dolmasını beklediler söylentisi var bilemiyorum artık. Saat 22.00 oldu. Bütün ışıklar söndü. David Bowie "Space Oddity" çalmaya başladı, çaldı, çaldı, çaldı, alkışlar başladı ve U2 geldi. Bütün stad çığlık çığlığa, herkes bağırıyor, alkışlıyor, her beraber delirdik. Bono'nun sesini duyunca böyle bir içim gıcıklandı, "allaaaahhhhh" dedim, "canlı canlı dinliyorum ben yaaaaaa" diye bağırırken buldum kendimi. Sonra "The Claw" atraksiyona başladı, bütün ışıklar, spotlar yandı, ohaa dedik, bir kal gelme anı yaşadık, sonra keyfine baktık. Ya sanırım kelimelerle anlatmak zor olacak, abartmıyorum, ya da evet abartmada tavan yapıyorum çünkü bu sahne gerçekten de inanılmazdı. Ve ben o dakika anladım ki sahne kurulurken "biz uzak mıyız sahneye ne" endişem o kadar yersizmiş ki, stadyumun neresinde olursanız olun farklı bir açıdan ama aynı güzellikte gösterilere şahit oluyorsunuz. Sahne önüne yakınsanız Bono'yu öpme mesafesindesiniz ayrı bir keyif fakat dev sahne yukarınızda kaldığı için gösterileri göremiyorsunuz, tribünlerdeyseniz grubu uzaktan görüyorsunuz, 360 ledlerden seyrediyorsunuz, zaten bu ledlerde envai çeşit kurgu da gösteriliyor ve sahnedeki tüm gösterilere hakim oluyorsunuz. Konserin en güzel detaylarından biri de Bono'nun tüm söyledikleri led ekranlarda anında Türkçe'ye çevrilerek gösteriliyordu, tüm mesaj içerikli yazılar, konuşmalar hepsi Türkçe'ye de çevriliyordu.

Konser günün anlam ve önemine uygun olarak "Beautiful Day" ile başladı. Albümlerinde ne dinlediysek aynı onu dinledik, cidden çok güzel çaldılar. Bono desen, azıcık yaşlan be adam, bir kere bi sesin çatallansın di mi, yook, hem sesi hem endamı hala güzel hala etkileyici.

Gelelim yuhlama olayına, gazete ve TV lerde yansıtıldığı gibi abartı birşey değildi. Bono "Bugün boğaz köprüsünde yürüdüm, Egemen Bağış'a teşekkurler" falan diyordu tam, tam diyemedi zaten,  bir yuuh sesi yükseldi, yuhlanan Bono değil bahsi geçen bakandı zaten. Bono'da güldü, politikacılardan bahsetmeyelim, sadece köprüden, güzelliğinden bahsedelim" felan dedi, gülümsedi, sonra alkış koptu. Oyle dakikalarca yuhalama olmadı. Abarttılar. Yok neymiş Bono başbakanla görüşmüş bilmem ne, niye görüşmüş işte, destekliyor muymuş, bir sürü polemik oldu, ya AKP nin pazar günü mitingi vardı, başbakanda U2 olayını kullandı, bizim başbakan ne çakacak U2dan yoksa. Pazar günü Kadir Gecesi olduğu için bu konser Pazartesi yapıldı. Şimdi Bono çıksaydı da ben başbakanınızla görüşemem deseydi, vay sen kimsin de Türkiye'nin başbakanıyla görüşmüyorsun diye yermeyecek miydik bu sefer. Bırak allasen. Zaten diğer konserlerine nazaran daha az konuştu Bono, seyirciyle daha az iletişim kurduğunu düşünüyorum bu olaydan sonra. Bir de zaten seyirci perfomansı düşük bir konserdi, bu da Türklerden kaynaklanıyordu. Böyle bir coşku eksikliği vardı, anlamadığım. Bana farketmez zaten ben şarkı söylemesini istiyordum, konuşmasın, polemik olmasın, sadece o güzel sesiyle şarkı söylesin bize yeter.


Yıllardır dinlediğim, üstüne bir sürü anı yapıp çok sevdiğim şarkıların çoğunu çaldılar, Mysterious Ways, In a Little While, Sunday Bloody Sunday, Where the Streets Have No Name, I Still Haven't Found What I'm Looking For, Desire, With or Without You, Hold Me Thrill Me Kiss Me, One, Vertigo. Hepsini çok güzel çaldılar, çok güzel söylediler.

In A Little While çalarken, bir konser ritüeli olan olay gerçekleşti. Bono seyircilerin arasından bir hatunu çekti yanına. Onun dizlerine yatıp söyledi şarkıyı, dansettiler, sahnede yürüdüler birlikte. Ben kızı biraz uyuz buldum açıkçası, böyle çok heyecanlı falan görünmüyordu, hatta biraz eblek görünüyordu bile diyebilirim, böyle bir heyecan yoksunu, bir kazma. Bono dizlerine yatmış, bir saçını sev, bir sarıl bulmuşsun adamı, bir ye bitir di mi, yok, kazma işte, Türk kızı, utandı herhalde. Beni çekecek çıkaracak valla Bono, çok deli olur. Zaten çok kıskandık hatunu, resmen çekemedik, ayağı takılsın düşsün rezil olsun istedik. Kötüyüm di mi?

En bomba anlardan biri Bono'nun Zülfü Livaneli'yi sahneye çağırmasıydı ve beraber şarkı söylemeleriydi. Gerçekten de acaip sürpriz oldu. Zülfü Livaneli çok misafirperver ve yakın davrandı Bono'ya, çok samimiydi. Aralarında güzel bir iletişim vardı. Sonra Zülfü Livaneli "Bono'ya bir hediye verelim mi?" dedi ve Yiğidim Aslanım şarkısını söylemeye başladı. Bütün stad inledi resmen, Zülfü Livaneli sustu, bütün stad inliyor böyle acaip bir andı. Bono'ya biraz ayıp oldu burada, çünkü biz her ne kadar bütün U2 şarkılarının sözlerini bilsek ve Bono'yla birlikte söylesek de daha önce dediğim gibi seyircilerin çoğu kazmaydı ve şarkı sözlerini bilmiyordu. Zaten bu konsere U2 sevdiği ve dinlediği için gelen insan sayısı çok fazla değildi. Hiç dinlemeyip bahsi geçtiği için meraktan gelen tipler falan çoğunluktaydı bence, ne kazma milletiz biz yaa. Bir de bütün konserlerinde biten biletler bir tek ülkemizde bitmemiş, bir de turnenin en ucuz biletleri bu konserdeydi. Kimse pahalıymış falan demesin Duman konser biletlerinden daha ucuz biletler vardı.

Hani TV de felan görürüz böyle konserlerde kendini paralayan, bağırıp ağlayan, bir nevi kendinden geçen kızlar vardır ya, bildiniz mi? Onlar gerçekmiş. Bağırdık, kendimizi paraladık, ağladık, cırladık.

En unutulmaz anlardan biri de sahnenin tüm ışıklarının yanması ve tepesinden bir sürü spotun gökyüzüne uzandığı andı. Çok büyülüydü. Buna ilişkin fotoğrafı Facebook daki U2 360° Tour  Istanbul grubundan aldım, Özkan Uğurlu çekmiş. Teşekkürler.

Kazma diyorum ya seyircilere, trafiğe kalmamak için henüz konser bitmeden çıkan bir sürü insan oldu. Ya ne ayıp birşey yaa, adamlar daha çalıp söylüyor, sen çıkmaya başlıyorsun, bir de görüyorlar çünkü saha çıkışı tam sahne karşısında. Terbiyesizler yaa, terbiyesiz kazma seyirci, senin yüzünden bir daha gelmeyecekler.
Konser bitmesin hep sürsün, Bono hep benle kalsın, olimpiyat stadyumunda yaşayıp gidelim istedim ama olmadı. Bitti.... Güzel anıları, hisleri benle kaldı, torunlarıma anlatacak süper bir anım oldu.

Dönüş yolu nasıldı? Ne siz sorun ne ben söyleyeyim, 24.30 da biten konserin ardından 2.30 da gidebildik eve. Yarın bir gün kazayla olimpiyatları bize verirlerse, çok büyük rezalet olacak.

4 yorum:

elegimsagma dedi ki...

len ne biçim yazmışsın, ordaymış kadar oldum hee.. afelim, süpelsin :)

pagur dedi ki...

saol canim.begendigine sevindim

sidika SAKA dedi ki...

Ben de senin ses tonunla okudum yazıyı resmen. Seviyolum seni!

pagur dedi ki...

ben de sizi seviyolum :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...