12 Ağustos 2012 Pazar

bir delinin ot defteri - Küçük İskender


"Hangi nesne ergenlik çağı gibi bir girdaptan geçer? Saçma. Boyunuz uzar, organlarınız ağırlaşır, hormonlarınız tavan yapar, sinir sisteminiz bunu dengelemeye çalışır; üstelik sosyalleşmeye bağlı olarak kurumsal tepkileriniz de artar. Canlı, çocukken, erginken katlanabilirlik taşır; ergenlikte size siz dahil kimse sempati duymaz. Çünkü ertesi gün değişeceksinizdir. Bir gün önce gördüğünüz kişi erkekse bıyığı çıkabilir, kızsa memesi! Saçma. Bugün tanrıya inanırken yarım Rammstein'dan büyük yoktur diye dolaşabilirsiniz. Kaypaklık değildir bu; arayış, çabuk inanma, deneme ve ne yazık ki yanılma endüstrisidir. Gotik metal piyanosunda hüzzam çalma inadı işe!" (S. 164)

Ben de seni gotik metal piyanomda hüzzam çalmaya çalışırken tanımıştım, uzun sürmüş bir ergenlikti benimkisi. Sen kelimelerinle bağırdıkça, etrafa  öfkeni savurdukça, utanmadıkça, ve ben seni okudukça gaza geliyor, ağabeyim olmuş olmanı diliyordum. En can çekişmeli zamanlarıma denk geldi ya kitapların; sanırım bu kadar huysuz, arsız, haksız bir durumda etrafına rahatça geçirebilen, sevgilisine vazo atabilecek kadar içi dışı bir, yüz kere terkedilse de yine de sevebilen bir insan olmamda büyük payın var. "İnsan diye çağrıldığımız için aşağılamasın bizi hayvanlar." (S.163), o ayrı ve her zamanki gibi haklısın. O bol can çekişmeli, kendisimi ayrık otu sandığım zamanlarımda bütün öfkem senin kelimelerinde bulurken kendini, biraz da gençliğin verdiği gazla "işte budur", "adam beni anlıyor, vay be", "beni bir tek bu adam anlar zaten", "ben de böyle yazabilsem, böyle haykırabilsem" diye düşünürken, şimdi 36 yaşımda okuduğum yeni kitabında da aynı şeyleri söylüyor oluşum sanırım benim için biraz komik. Muhtemelen iflah olmaz bir ergenim ben. Ve sen ergen kişi 19 yaşında da olsa 36 yaşında da olsa yazdıklarınla aklına kazınır çıkmazsın, kitaplıkta hep en kolay ulaşılabilecek yerde durursun... Bir de yavaş yavaş okunursun bitmesin diye...

"...Yasağın devreye girdiği coğrafyalarda devlet halkına güvenmez, halkının yerine karar verir; halkının nasıl yaşayacağına, halkının nasıl konuşacağına, halkının nasıl düşüneceğine ve sonuçta sanatçılarının nasıl ürünler vereceğine dair önlemler alır. Devlete göre halk özürlüdür. Bakıma muhtaçtır. IQ'su düşüktür, anlama ve uygulama zafiyeti vardır.

Şekilde görünen devletlerde hayatında "dadaist"le bile karşılaşmamış siyah adamlar, cut-up tekniğiyle yazılmış bir romanı yargılayabili evlerinde-arabalarında transseksüel şarkıcıların albümlerini dinlerken "bu ülkede eşcinsel yoktur" açıklaması yapabilir, televizyonlarda yayınlanmak üzere sigara karşıtı reklamlar çektirirken uyuşturucu kaçakçılığından köşeyi dönebilir. ..."(s.90)

"...Mamafih, aşk insanda devrim olamaz. Aşk, bir yönetim biçimi diye tanımlanmayı reddetmiştir. Yalnızlık bir devrimdir ve yalnız kalmayı beceremeyenler, buna katlanamayanlar mücadele esnasında çabucak telef olur. Akıl hastaneleri, barlar yalnızlık devrimi için savaşanlara ihanet etmiş militanlarla doludur. Ask acısı çeken bal gibi dönektir artık.

Hiçbir ağaç, ormana katılmak için büyümez çünkü. Mesele, tek başına da işe yaradığının, işlediğinin bilincine varmaktır; bunun keyfiyle yaşayabilmektir. Aşk, ağaca tesadüfen konan kuştur; kuş, ağacı üzemez; üzmemelidir de. Eğer bir ağaç kendisine konup sonra da uçup giden bir kuş yüzünden acı çekiyorsa doğanın ayarlarıyla oynanmış demektir. Aşk, şansa bağlı temastır çünkü. Çünkü aşk, matematikteki "teğet" konusunda ilk örnektir. Değip geçmektir. Dokunup kaybolmaktır. ..." (S.106)

Sel Yayıncılık, 2012

2 yorum:

Levent dedi ki...

Bugüne dek Küçük İskender okumadığıma hayıflanıyorum.Oysa çok severim kendisini.Bu arada ilk alıntı çok iyiydi :)

coraline dedi ki...

mrb levent,geç kalmış sayılmazsın al oku hemen..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...